Mayıs 27

İstanbul’a ilk adım. Bir batakhane Hikayesi

Liseyi bitirince gözün hep İstanbul’da olur. Üniversite okursun,güzel kızlar tanırsın,özgür takılırsın kafana göre devrimcilik yaparsın,ara sıra aç kalırsın,falan filân.
Evet ben de bu şartlara uyuyordum artık. Lise bitmişti,bizim bostanın kenarından kesilen söğüt ağaçlarını da satmıştım,üçbin beşyüz lira paramda vardı,o zaman İstanbul’a gidebilirdim. Ayrıca kalacak yer problemim de yoktu. Çünkü benden önce İstanbul’a gitmiş üniversite okuyan Ağbim Tarık ve kuzenimTuğrul Ağbi ev tutmuşlardı,ben hazıra konuyordum. Yatağımı yorganımı aldım ve gidip oraya yerleştim. Üniversite giriş sınavlarından hiç iyi puan alamamıştım ama kursa gidip daha iyi puan tutturma umudum vardı. Böyle oyalanıp dururken bir yandan da söğüt paraları bitip gidiyordu. Daha kursa gidecektim,hayatımı devam ettirecektim,yiyecektim içecektim,bunların hepsi para kazanmadan olmazdı.Gerçekçi olup söğüt parası bitmeden bir iş bulmam lâzımdı.
İstanbul’a gelince,önce aynı yerden geldiğin arkadaşlarını bulursun doğal olarak. Ben de öyle yapmıştım haliyle. Daha önce gelen arkadaşlarımla irtibat kurdum,onların evlerine gidip gelmeye başladım,onlarla birlikte komünistlik yaptım,devrim konuştum,Lenin ne demiş,Marks ne söylemiş,tartıştık durduk. Sanmayınki bunları küçümsüyorum. Bunlar benim yapı taşlarım oldu. Orda konuşulan herşey çok samimi idi. Aslında çok şey bilmiyorduk ama herkes çok dürüsttü. Ben bu hayat mücadelesini veren bütün arkadaşlarımı sevgi ve saygıyla anıyorum. Bizim evden başlarsam saymaya:Tarık,Tuğrul,Basri ve ben. Daha çeşitli sebeplerle gelen diğer arkadaşlarımızı saysam sayfalar yetmez. Topkapı’da ayrı bi evimiz daha vardı,devrimci karargâh,en sıkı bilimsel tartışmaların yapıldığı yer. Burda da Vahap,Emin,Servet,Kırtiş Ünal,Feridun Pire ve şu anda ismini hatırlamadığım başka arkadaşlarım.
Günler geçip gidiyordu,söğüt parası da bitiyordu. Arkadaşlarıma benim çalışıp para kazanmam gerektiğini söylüyor,iş olursa haber vermelerini istiyordum. Nihayet bir cevap geldi. Feridun Pire bana bir iş önerisi getirdi. Dedi ki: “Ben,Maltepe sigara fabrikasında işe giriyorum,üç gün sonra yaptığım işi bırakacağım,sen devam et”. Tamam dedim. İş ne?:Bir pavyonda şip şak fotoğrafcılık. Ne olursa olsun. İş ya.
İş Maslak’taydı. Maslak o zaman,İstanbul’un dışında sayılırdı. Bizim öğrenci evimiz Göztepe’deydi. Ben ordan çıkıp dolmuşa binip önce Taksim,sonra bir dolmuş daha Maslak yapacaktım.
Olsun iş buydu,gereken yapılacaktı. İlk gün işi tanımayla başladı. İş yeri iki tane gazinoydu. Funda ve Belvü. Aslında Pavyon demek gerekiyor ama biraz cibilliyeti bozulmuştu. İstanbul büyümeye başlamış,eğlence yerleri Beyoğlu ve Aksaray gibi merkezlerden taşmıştı. Cibilliyeti bozulmuştu dememin nedeni bu işte. Oralara saçılırken bu yerler,daha ucuz,daha keskin,daha batak yerler olmuştu. Yemekli yataklı,dört başı mamur entegre tesislerdi artık. İşte buranın fotoğraf işini emekli bir öğretmen almıştı ve ben de şip şak fotoğraf çekip getirecektim,o da tab edecek müşteriye sattıktan sonra ben hasılattan yüzde on beş alacaktım. Bakalım işte başladık işimize.
Önceleri çok utandım gidip fotoğraf çekmeyi teklif etmekten. Kenarda garip,garip bekledim. Beni çağırıp çek demelerini bekledim. Hiç çağıran olmadı. Öğretmen patronuma gittim:kimse resim çektirmiyor dedim. Öğretmen dedi ki “Git masalarda boş flaş patlat”. Dediğini yaptım. Evet doğruydu. Flaş patlayınca resim çektiriyorlardı. Gittikçe daha girişken,daha talepkâr olmayı öğrenmeye başladım. Masalardaki kızlar artık beni tanımaya da başlamıştı. Benim adım FOTO’ydu. Giderek aramızdaki gizli bağlar kuvvetlenmeye başladı çalışan kızlarla. Durup dururken beni çağırıp resim çektirmeye başladılar.
Adamlar istemiyordu pek ama adamı dinleyen kim,kız isteyince ona lâfmı düşüyordu ki.
Daha sonra benimle konuşmaya başladılar bu kızlar,beni dinlediler. Üniversite için kurs parası biriktirip,okul okuyacağım deyince,daha bir saygı duydular,bana pek çoğu hayatını ve dertlerini kısaca anlattı. Kimi doğru söyledi,kimi yalan,bunları farkediyordum. Hepsi takma isim kullanıyordu. Kader. Çilem. Ahu. Melek.
Böyle birlikte çalışıp gidiyorduk. Ama çok rahatsızlık çekiyordum vicdanen. Önümde bir yığın hayat yok olup gidiyordu. Çok haşin pezevenkleri vardı bu kızların,olayları çözdükçe nasıl bir esaret yaşadıklarını görmeye başlamıştım. Eğleniyor,yiyor,oynuyor,gülüyor dediğim kızlar,ağır birer işçiydi.
Onlarla konuştukça nefesim daralıyordu. Çok cahil ve çok gerçektiler. Sadece düştükleri yolu yaşıyorlardı.
Artık çok inanmıştık birbirimize çok samimi arkadaştık. Kimi evine aldığı eşyayı dostunun başka kadına götürdüğünü anlatıyor,kimi akşam yediği dayağın morluklarını gösteriyordu.
Fakat ben olmadık şekilde çok para kazanıyordum. Gecede yüz,iki yüz lira oluyordu kazancım. O zaman,bir memur maaşı sekiz yüz lira civarındaydı.
Akşam iş başlayıp fotoğrafa çıktığımda,her masadan kızlar çağırıyor,bir poz yerine on poz çektiriyordu. Zorluk olmaz değildi tabii ki,çok müşteri itiraz ediyordu,resimlerin yarısını almak istemiyor,önüme atıyordu. Kızlar ne edip ediyor çoğunu aldırıyorlardı.
Neden olduğunu anladım daha sonra. Bana yardım ediyorlardı. Öyle bir inanç olmuştu onlarda.
Kader,bir gün bana dedi ki. “Biz düştük düştük,senin zorun ne buralarda,git okul parasını başka yerde biriktir”. Başka yerde bu kadar kazanılmayacağını ona anlatmadım. Ama beni korumaya çalışıyordu. Benim bir kurtuluş yolum olduğunu söylüyordu. Kendisinden hiç umudu yoktu.
Bir gece çektiğim resimleri Kader’in müşterisine götürdüm,adam resimleri almıyor. Adam “Beni çirkin çıkarmışsın”diyor. Kader aldı resimleri,attı adamın önüne: “ Aynı sensin,bu çocuk seni nasıl düzeltsin” dedi.
Önce kötü bir orkestra,kötü bir müzikle başlardı akşam. Yine başladı kötü metâl sesler.
Salon yarı doluydu. Kader yanımdan geçti,gitti iki adamın masasına oturdu. Bir kadın masaya oturunca garsonlar hemen koşar azami içki yığarlardı masaya. Yine öyle oldu. Masa anında donandı. İçkiler ışıklı meyveler,bir iki köpüklü şarap. Kader el işareti yaptı,beni çağırdı. “Foto bizi çek” dedi. Ben iki poz kadar çektim. Birisi beni kenara itti ve elindeki tabancayı Kader’e doğrultup iki el ateş etti,hızlıca kaçtı.
Hemen koşup kanlar içindeki kızı garsonlarla kaldırdık. Herkes panik halinde. Biz Kader’i taşıyoruz.
Kader döndü bana: “Resmimi çektin mi?”dedi.


Copyright 2021. Tüm Hakları Saklıdır

Posted Mayıs 27, 2021 by unal in category "Genel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir