Mayıs 27

Gerçek hırsızlar çoğunlukla yüksek rütbeli olanlardır

Amerika’nın NewYork şehrinde bir soygun sırasında hırsız banka içindeki çalışanlara bağırdı:
Kıpırdamayın! para devletin, hayatınız da sizindir.
Yani herkes sessizce uzansın..
“Buna anlık akılla ikna denir “
Hırsızlar çalmayı bitirince üniversite mezunu olan en genç hırsız, ilkokul mezunu en yaşlı olan hırsıza dedi ki: Reis kaç para aldık sayalım.
Liderleri olan yaşlı hırsız bozuldu ve ona dedi ki: Aptal mısın? Bu çok para ve saymamız uzun sürer, bu gece ne kadar para çaldığımızı haberlerden
öğreneceğiz!
“Bunun adı tecrübe”
Hırsızlar bankadan çıktıktan sonra banka müdürü şube müdürüne dedi: polisi çabuk ara.
ama şube müdürü ona dedi ki: Bekle 10 milyon dolar alıp kendimize saklayalım daha önce zimmetimize geçirdiğimiz 70 milyon doları da ekleyelim.
“Buna akışına yüzmek ve durumu lehine çevirmek denir”
Banka müdürü dedi ki: yani her ay soygun olsa çok iyi olur…
“ve buna çok ileri gitmek denir”
Ertesi gün haber ajansları bankadan 100 milyon dolar çalındığını bildirdi!
Hırsızlar parayı tekrar tekrar saydılar. Her seferinde miktar 20 milyon dolardı. Hırsızlar çok sinirlendi. 20 milyon dolar için hayatlarını riske attılar.
Banka müdürü suya sabuna dokunmadan 80 milyon dolar aldı.
Maskeli hırsız ile kıravatli hırsız arasındaki farklı bilgiydi.
“Bunun da adı bilgi altına eşittir”
Banka müdürü milyoner olduğu için
gülümsüyordu. borsadaki tüm kayıplarını bu soygunla telafi etmişti.”
“Bunun adı da risk almaktır
Gerçek hırsızlar çoğunlukla yüksek rütbeli olanlardır.
Ama “hırsız” olarak tanınanlar hep ev ve cüzdan hırsızları olacaktır.
Category: Genel | LEAVE A COMMENT
Mayıs 27

İstanbul’a ilk adım. Bir batakhane Hikayesi

Liseyi bitirince gözün hep İstanbul’da olur. Üniversite okursun,güzel kızlar tanırsın,özgür takılırsın kafana göre devrimcilik yaparsın,ara sıra aç kalırsın,falan filân.
Evet ben de bu şartlara uyuyordum artık. Lise bitmişti,bizim bostanın kenarından kesilen söğüt ağaçlarını da satmıştım,üçbin beşyüz lira paramda vardı,o zaman İstanbul’a gidebilirdim. Ayrıca kalacak yer problemim de yoktu. Çünkü benden önce İstanbul’a gitmiş üniversite okuyan Ağbim Tarık ve kuzenimTuğrul Ağbi ev tutmuşlardı,ben hazıra konuyordum. Yatağımı yorganımı aldım ve gidip oraya yerleştim. Üniversite giriş sınavlarından hiç iyi puan alamamıştım ama kursa gidip daha iyi puan tutturma umudum vardı. Böyle oyalanıp dururken bir yandan da söğüt paraları bitip gidiyordu. Daha kursa gidecektim,hayatımı devam ettirecektim,yiyecektim içecektim,bunların hepsi para kazanmadan olmazdı.Gerçekçi olup söğüt parası bitmeden bir iş bulmam lâzımdı.
İstanbul’a gelince,önce aynı yerden geldiğin arkadaşlarını bulursun doğal olarak. Ben de öyle yapmıştım haliyle. Daha önce gelen arkadaşlarımla irtibat kurdum,onların evlerine gidip gelmeye başladım,onlarla birlikte komünistlik yaptım,devrim konuştum,Lenin ne demiş,Marks ne söylemiş,tartıştık durduk. Sanmayınki bunları küçümsüyorum. Bunlar benim yapı taşlarım oldu. Orda konuşulan herşey çok samimi idi. Aslında çok şey bilmiyorduk ama herkes çok dürüsttü. Ben bu hayat mücadelesini veren bütün arkadaşlarımı sevgi ve saygıyla anıyorum. Bizim evden başlarsam saymaya:Tarık,Tuğrul,Basri ve ben. Daha çeşitli sebeplerle gelen diğer arkadaşlarımızı saysam sayfalar yetmez. Topkapı’da ayrı bi evimiz daha vardı,devrimci karargâh,en sıkı bilimsel tartışmaların yapıldığı yer. Burda da Vahap,Emin,Servet,Kırtiş Ünal,Feridun Pire ve şu anda ismini hatırlamadığım başka arkadaşlarım.
Günler geçip gidiyordu,söğüt parası da bitiyordu. Arkadaşlarıma benim çalışıp para kazanmam gerektiğini söylüyor,iş olursa haber vermelerini istiyordum. Nihayet bir cevap geldi. Feridun Pire bana bir iş önerisi getirdi. Dedi ki: “Ben,Maltepe sigara fabrikasında işe giriyorum,üç gün sonra yaptığım işi bırakacağım,sen devam et”. Tamam dedim. İş ne?:Bir pavyonda şip şak fotoğrafcılık. Ne olursa olsun. İş ya.
İş Maslak’taydı. Maslak o zaman,İstanbul’un dışında sayılırdı. Bizim öğrenci evimiz Göztepe’deydi. Ben ordan çıkıp dolmuşa binip önce Taksim,sonra bir dolmuş daha Maslak yapacaktım.
Olsun iş buydu,gereken yapılacaktı. İlk gün işi tanımayla başladı. İş yeri iki tane gazinoydu. Funda ve Belvü. Aslında Pavyon demek gerekiyor ama biraz cibilliyeti bozulmuştu. İstanbul büyümeye başlamış,eğlence yerleri Beyoğlu ve Aksaray gibi merkezlerden taşmıştı. Cibilliyeti bozulmuştu dememin nedeni bu işte. Oralara saçılırken bu yerler,daha ucuz,daha keskin,daha batak yerler olmuştu. Yemekli yataklı,dört başı mamur entegre tesislerdi artık. İşte buranın fotoğraf işini emekli bir öğretmen almıştı ve ben de şip şak fotoğraf çekip getirecektim,o da tab edecek müşteriye sattıktan sonra ben hasılattan yüzde on beş alacaktım. Bakalım işte başladık işimize.
Önceleri çok utandım gidip fotoğraf çekmeyi teklif etmekten. Kenarda garip,garip bekledim. Beni çağırıp çek demelerini bekledim. Hiç çağıran olmadı. Öğretmen patronuma gittim:kimse resim çektirmiyor dedim. Öğretmen dedi ki “Git masalarda boş flaş patlat”. Dediğini yaptım. Evet doğruydu. Flaş patlayınca resim çektiriyorlardı. Gittikçe daha girişken,daha talepkâr olmayı öğrenmeye başladım. Masalardaki kızlar artık beni tanımaya da başlamıştı. Benim adım FOTO’ydu. Giderek aramızdaki gizli bağlar kuvvetlenmeye başladı çalışan kızlarla. Durup dururken beni çağırıp resim çektirmeye başladılar.
Adamlar istemiyordu pek ama adamı dinleyen kim,kız isteyince ona lâfmı düşüyordu ki.
Daha sonra benimle konuşmaya başladılar bu kızlar,beni dinlediler. Üniversite için kurs parası biriktirip,okul okuyacağım deyince,daha bir saygı duydular,bana pek çoğu hayatını ve dertlerini kısaca anlattı. Kimi doğru söyledi,kimi yalan,bunları farkediyordum. Hepsi takma isim kullanıyordu. Kader. Çilem. Ahu. Melek.
Böyle birlikte çalışıp gidiyorduk. Ama çok rahatsızlık çekiyordum vicdanen. Önümde bir yığın hayat yok olup gidiyordu. Çok haşin pezevenkleri vardı bu kızların,olayları çözdükçe nasıl bir esaret yaşadıklarını görmeye başlamıştım. Eğleniyor,yiyor,oynuyor,gülüyor dediğim kızlar,ağır birer işçiydi.
Onlarla konuştukça nefesim daralıyordu. Çok cahil ve çok gerçektiler. Sadece düştükleri yolu yaşıyorlardı.
Artık çok inanmıştık birbirimize çok samimi arkadaştık. Kimi evine aldığı eşyayı dostunun başka kadına götürdüğünü anlatıyor,kimi akşam yediği dayağın morluklarını gösteriyordu.
Fakat ben olmadık şekilde çok para kazanıyordum. Gecede yüz,iki yüz lira oluyordu kazancım. O zaman,bir memur maaşı sekiz yüz lira civarındaydı.
Akşam iş başlayıp fotoğrafa çıktığımda,her masadan kızlar çağırıyor,bir poz yerine on poz çektiriyordu. Zorluk olmaz değildi tabii ki,çok müşteri itiraz ediyordu,resimlerin yarısını almak istemiyor,önüme atıyordu. Kızlar ne edip ediyor çoğunu aldırıyorlardı.
Neden olduğunu anladım daha sonra. Bana yardım ediyorlardı. Öyle bir inanç olmuştu onlarda.
Kader,bir gün bana dedi ki. “Biz düştük düştük,senin zorun ne buralarda,git okul parasını başka yerde biriktir”. Başka yerde bu kadar kazanılmayacağını ona anlatmadım. Ama beni korumaya çalışıyordu. Benim bir kurtuluş yolum olduğunu söylüyordu. Kendisinden hiç umudu yoktu.
Bir gece çektiğim resimleri Kader’in müşterisine götürdüm,adam resimleri almıyor. Adam “Beni çirkin çıkarmışsın”diyor. Kader aldı resimleri,attı adamın önüne: “ Aynı sensin,bu çocuk seni nasıl düzeltsin” dedi.
Önce kötü bir orkestra,kötü bir müzikle başlardı akşam. Yine başladı kötü metâl sesler.
Salon yarı doluydu. Kader yanımdan geçti,gitti iki adamın masasına oturdu. Bir kadın masaya oturunca garsonlar hemen koşar azami içki yığarlardı masaya. Yine öyle oldu. Masa anında donandı. İçkiler ışıklı meyveler,bir iki köpüklü şarap. Kader el işareti yaptı,beni çağırdı. “Foto bizi çek” dedi. Ben iki poz kadar çektim. Birisi beni kenara itti ve elindeki tabancayı Kader’e doğrultup iki el ateş etti,hızlıca kaçtı.
Hemen koşup kanlar içindeki kızı garsonlarla kaldırdık. Herkes panik halinde. Biz Kader’i taşıyoruz.
Kader döndü bana: “Resmimi çektin mi?”dedi.
Category: Genel | LEAVE A COMMENT
Mayıs 25

AMERİKAN OXITEC BİYOTEKNOLOJİ FİRMASI DOĞAYA GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ SİVRİSİNEK BIRAKIYOR.

Bu ay Florida Keys’e yerleştirilen milyonlarca genetiği değiştirilmiş sivrisinek yumurtalarının çıkan milyonlarca genetiği değiştirilmiş üreme yeteneği alınmış sivrisineklerin genel populasyonu oldukça azaltması bekleniyor. Bu çalışma Zika, dang humması, chikungunya, sarı humma ve bazıları Florida’da yükselişte olan diğer potansiyel olarak ölümcül hastalıkları taşıyan Aedes aegypti adlı istilacı bir türü hedef alıyor. Deney, çok sayıda gelecekteki yavru için ölümcül olacak bir genetik değişikliğe dayanıyor. Bu durumda, erkek sivrisinekler, dişi yavrularını antibiyotik tetrasikline bağımlı kılan ve böylece doğada ölmeye mahkum olan bir geni taşıyacak şekilde modifiye edilmişlerdir. Çiftleşme döngüsü nesiller boyunca tekrar ettikçe, dişi sayıları azalır ve popülasyon baskılanır. Değiştirilmiş böcekler sonunda ölür ve bu yaklaşım kendi kendini sınırlar. Bir nevi negatif mutasyon insanlar tarafından planlanarak sivrisinek populasyonunun nesiller içerisinde azalması hedeflenerek hizmete sunulur.
Oxitec, 2016’da ABD Gıda ve İlaç İdaresi’nden ve ardından 2020’de Çevre Koruma Dairesi’nden geçmeden önce önemli düzenleyici engellerin üstesinden geldi. Mevcut pilot girişim başarılı olursa, firma her hafta 20 milyon daha fazla genetiği değiştirilmiş sivrisinek erkeği serbest bırakmaya hazırlanıyor. Florida’nın sivrisinek sezonunun başlarında bu yıl. Deneyin sonuçları nihayetinde genetiği değiştirilmiş organizmaları doğaya salma konusundaki endişelerin giderilmesine yardımcı olabilir.

Sivrisinek genetiğinde istenilen yönde planlı değişimler bu genetiği değiştirilmiş sivrisineklerin kötü amaçlara hizmet etmesi durumunda nasıl bir kaosa yol açabileceği ayrı bir muamma. Kötü amaçların ellerinde sivrisinekler biyolojik silah haline gelebilirmi?
Tokat civarında birden bire yayılan Kırım Kongo Kanama hastalıklı kene olayını unutmamak gerekiyor. Bu keneler ısırdıkları insanları Orta Anadolu’da öldürmeye devam ediyor. Bu bir genetiği değiştirilmiş kene türümü? İnsan düşünmeden edemiyor.
Category: Genel | LEAVE A COMMENT
Mayıs 21

profesör ?

Üniversite öğrencisi mantık yürütme sınavında. Profesör soruyor:
– Uçakta 500 tuğla var. Biri düştü, kaç tane kaldı?
Öğrenci:
– 499.
– Doğru. Peki, bir fili kaç adımda buzdolabına sokarsın?
– Üç adımda. Buzdolabını aç; fili sok; buzdolabını kapat.
Profesör:
– Doğru! Peki, zürafayı kaç adımda sokarsın buzdolabına?
– Dört adımda. Buzdolabını aç; fili çıkart; zürafayı sok; buzdolabını kapat.
– Doğru! Aslanın doğum gününe tüm hayvanlar gitmiş, biri hariç. Hangisi?
Öğrenci:
– Zürafa. O hâlâ buzdolabında.
– Doğru! Bir nine timsahlı bataklıktan geçmek istiyor. Bataklıkta kaç timsah var?
– Sıfır. Onların hepsi aslanın doğum gününde.
Profesör:
– Doğru. Nine bataklığı geçmeye başlamış, fakat ölmüş. Neden?
Öğrenci:
– Kafatasının çatlaması sonucu.
Profesör:
– Nasıl yani ya?
Oğrenci:
– İlk soruda ki tuğla!
Profesör:
– Hadi be ….
Category: Genel | LEAVE A COMMENT
Mayıs 21

Bilgeye sormuşlar

Bir bilgeye sormuşlar:
“Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?
“Terzimi severim,” diye cevap vermiş.
Soruyu soranlar şaşırmışlar:
“Aman üstat, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor?
O da nereden çıktı? Neden terzi?”
Bilge, bu soruya da şöyle cevap vermiş:
“Dostlarım, evet ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, benim ölçümü yeniden alır. Ama
ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle
görürler….
Bir bilgeye sormuşlar:
– Bir insanın zekasını nereden anlarsınız?
– Konuşmasından.
– Ya hiç konuşmazsa?
– O kadar akıllı insan yoktur ki!..
Bir bilgeye nasıl bu kadar doğru kararlar alabildiğini sormuşlar, “Deneyim” demiş. O deneyimi nasıl
kazandın, diye sormuşlar “Hatalarımla” demiş…
Bir bilgeye sormuşlar:
Efendim canınız ne istiyor? Bilge cevaplamış:
Canım hiçbir şey istememeyi istiyor.. ve devam etmiş.. Bu ruh halinin adı gönül yorgunluğudur..
Bir bilgeye ” Nasıl insan oluruz?” diye sormuşlar ya.
“Üç adım atlama” gibi bir cevap vermiş bilge kişi:
Önce sana kötülük yapanlara kötülük düşünmemen gelir,
İnsanlığa attığın ilk adım budur… Sana kötülük yapanlara iyilik yapabildiğin an ise ikinci büyük adımı
atar ve hakiki insan olmaya başlarsın. Nihayet, sana iyilik yapanla kötülük yapan arasında bir fark
hissetmeyecek hale geldiğin zaman insan olursun…
Bilgeye sormuşlar dünya da en güzel şey ne diye?
´Sevmek´ demiş…
Peki sonra? demişler…
´Sevilmek´ demiş…
Peki neden sevmek sevilmekten önce geliyor? demişler…
O da demiş ki ´insan sevdiğine sevildiğinden daha çok emindir…
Bilgeye Sormuşlar;
~ insan neden dilek diler?
~ insan gerçekleşmesi için diler, ama bilmez ki gerçekleştirmek için dilemek gerek….
Bir bilgeye sormuşlar en mutlu insan kimdir. İşte o dağdaki çobandır demiş….
Neden diye sormuşlar. Çünkü demiş insan bildikleriyle yaşar, onun
bildikleri koyunları ve çevresiyle sınırlı kendisini mutsuz edecek veya kafasını karıştıracak fazla bir bilgiye sahip değil….
Category: Genel | LEAVE A COMMENT
Mayıs 17

hayat kısa

Hayat kısa durma bir kadın sev…
Ahmet kaya dinlesin…
Kızdığında küfür etsin…
Eteğini toplayıp önünde, çöküp balkona, sigarasını yaksın…
Seni özlesin…
Rakı içsin…
Onda unuttuğun gömleğini giyinsin…
Bir düğmeye senin adını, bir iliğe kendi adını versin…
Her defasında bir bahane bulup, defalarca seni arasın…
Hiç dönmeyeceğini bilse bile aynaların önüne oturup makyaj yapsın…
Sana sofralar kursun…
Eskicilerden senin için aldığı taş plaklardan birini çalsın…
Gece yarılarına beklesin seni…
Koltukta uyuyakalsın…
Seni sevdiği için ASLA pişman olmasın…
Hayat kısa, durma, bir kadın sev.!!!
Category: Genel | LEAVE A COMMENT
Mayıs 17

BİR PAGANDAN MEKTUP

Ben bir paganım. Yaşadığımız ve kendimizi bulduğumuz evren ve doğa bizim tanrılarımız tarafından yaratıldı. Gök tanrım Anu’ya, Yeryüzü tanrım Ki’ye, Nefes almamı sağlayan tanrım Enlil’e, Yönetici su tanrım Enki’ye, Gece yolumu aydınlatan tanrım Nanna’ya, Adaleti sunan gözetleyici tanrım Utu’ya, Bereket ve doğuma sebep olan tanrım İnanna’ya övgülerimi sunarım.
Bizim için gece ve gündüz kutsaldır. Yaz ve kış yani mevsimler kutsaldır. Gökyüzünü süsleyen yıldızlar kutsaldır. Ağaçlar, sular ve diğer canlılar kutsaldır. Onların evliliklerini, kavgalarını, ayrılıklarını, birleşmelerini kısaca döngülerini temsil etmek için heykeller ve hikayeler oluşturduk. Sizler ise sırf kendi inancınıza göre sapkınlık diye elinizdeki baltalarınızla kutsallarımızı yıktınız.
Bizim dinimiz de en az sizin dininiz kadar kutsaldır ama sizler bizim dinimizle dalga geçip onu tahrip ettiniz. Yüzyıllarca süren kıyımlar ile tanrılarımızı inkar edip halkımızı katlettiniz. Halbuki sizin tanrınızı da kabüllemeye hazırdık.
Ölüm tanrımız Nergal’i aldınız Azrail’e çevirdiniz. Haberci Simurgu’muzu alıp Cebraile çevirdiniz. Enkimizi alıp İdris’e çevirdiniz. Emeş ve Enten’imizi alıp Habil ve Kabile çevirdiniz. Yeraltı tanrımız Erişkigal’i ve Yardımcılarını alıp Malik ve Zebanilere çevirdiniz. Gılgamışımızı alıp İsa’ya çevirdiniz. Kibelemizi alıp Meryem’e çevirdiniz, Ensi’lerimizi alıp peygamberlere çevirdiniz. 12 burcumuzu alıp havarilere çevirdiniz.
Bizden aldığınız bunca mitolojiye rağmen inancımıza halen küfretmeye devam ediyorsunuz. Karikatürler ile alay ediyorsunuz. Arkaik imge heykellerimize put diyerek yıkıp temsili hikayelerimize uydurma diyorsunuz. Bizleri cani ve sapık olarak gösteriyorsunuz. Kanunlarımızı adaletsiz buluyorsunuz. Halbuki sizler kanunlarınızı bile bizden çalıyorsunuz.
1. Vaktaki, üstün Anum
2. Anunnaki’lerin efendisi
3-4. göğün ve yerin efendisi
5. Enlil (EL-LİL)
6-7. memleketin kaderini tayin eden,
8-10. Ea’ nın büyük oğlu olan Marduk için
11-13. bütün insanlık üzerine Enlil’liği (hükümdarlığı) onun için tayin etti (ve)
14-15. İgigi’ ler içinden (arasından) onu büyüttü.
16-17. Babil şehrini üstün adıyla andı;
18-19. Onu cihanda üstün yaptı.
20-26. (orada) temelleri gök ve yer gibi sağlam olan ebedi bir kırallık sağladı.
27-28. O günde
29-30. öğülmüş (methedilmiş) prens
31. tanrı korkusu olan ben Hammurabi’ yi,
32-34. memlekette adaleti tecelli ettirmem için,
35-36. şikayet ve kötüyü yok etmem için
37-39. kuvvetlinin zayıfı yok etmemesi için
40-43. güneş gibi karabaşların (insanların) üzerinde yükselmem için
44-45. memleketi aydınlatmam için
46-49. insanların bedenini hoş etmek için, (onların refahı için), Anum ve Enlil adımı andılar.
50-53. Enlil’ in çağırdığı çoban Hammurabi’yim ben.
Sizlerden tek istediğimiz inandığımız tanrılara saygı duymanızdır. Bizim yaratılışı açıklama şeklimize inanmak zorunda değilsiniz. Ancak iktidarınız uğruna bizim doğrularımıza saldıramazsınız.
Ptah, Ra, Anu, Tengri, Marduk, El, Duşhara, Ahura mazda, Şiva, Brahma, Zeus, İştar, Odin ve diğer bütün tanrılarımızla biz tarihinizin kökeniyiz.
Category: Genel | LEAVE A COMMENT
Mayıs 17

Ne istersen ye!

Çünkü:
1- Koşu bandının mucidi 54 yaşında öldü
2- Jimnastiğin mucidi 57 yaşında öldü
3- Dünya vücut geliştirme şampiyonu 41yaşında öldü
4- Dünyanın en iyi futbolcusu Maradona 60 yaşında öldü
Tamam mı? Anlaştık mı?
Bak şimdi:
1- KFC mucidi 94 yaşında öldü
2- Nutella markasının yatırımcısı 88 yaşında hayata gözlerini yumdu
3- Sigara üreticisi Winston, 102 yaşında öldü
4- Afyonun mucidi 116 yaşındayken ama afyondan dolayı değil; bir depremde öldü️
5- Hennessy (konyak içkisi) mucidi 98 yaşında öldü
6- Afgan yemeklerinin mucitleri (Qabeli, Manto ve Chapli Kebab) hâlâ yaşıyor.
Şimdi soru şu:
“Bu doktorlar, egzersizin yaşamı uzattığı sonucuna nasıl ulaştı?”
Tavşanlar her zaman zıplar ama hepi topu 2 yıl yaşarlar. Ancak yaşamı boyunca hiç egzersiz yapmayan kaplumbağa familyası tamı tamına 125 yıl yaşıyor.
Sonuç?
Hayatın tadını çıkar.. Yemene bak..
Category: Genel | LEAVE A COMMENT
Mayıs 17

yeni bir hayat istiyorum

Yeni Bir Hayat İstiyorum !
Sıfır, hiç kullanılmamış
Çileden çıkarılmamış
Ümitleri elinden alınıp, gençliği çalınmamış.
Yeni bir Kalp istiyorum
Yerden yere vurulmamış, dağılmamış, kırılmamış
Yeni bir Göz istiyorum.
Gecelerce ağlayıp, kan çanağı olmamış, ışıltısı kaybolmamış
Ben Yeni Bir Hayat İstiyorum !
Biliyorum imkansız
Fakat…!
Ben Kendimi Yeniden Yaşamak İstiyorum !
Category: Genel | LEAVE A COMMENT
Mayıs 17

Kadınlar ne ister

Harun Reşit savaşta esir aldığı düşman Generale :
-Hayatını bağışlarım ama bir şartım var , der. ”Kadınlar hayatta en çok ne ister?” budur bilmek istediğim… Bu sorunun yanıtını getir kurtar kelleni der.
General sorar soruşturur bu çetin sorunun yanıtını aramaya başlar ve Kafdağı’ndaki bir cadının bunu bildiğini öğrenir. Günlerce gecelerce at koşturur, cadıyı bulur ve sorar:
-Kadınlar hayatta en çok ne ister?
Korkunç cadı yanıt için öyle bir şart ileri sürer ki yenilir yutulur cinsten değil…
-Evlen benimle!.. O zaman öğrenirsin ancak istediğini…
Bu ölümcül teklifi kabul eder General ve doğru yanıtı alır almaz koşar Harun Reşit”e ve :
-Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister!.
Harun Reşit Generalin hayatını bağışlar, ancak General cadıya da evlenmek için söz vermiştir.
Neyse evlenirler. İlk gece General bir bakar ki , o korkunç cadı dünyalar güzeli bir afete dönüşmüş karanlık odada….. Konuşur cadı :
– Benim kaderim böyle…. Günün sadece yarısı güzel olabilirim, diğer yarısı çirkinim, der. Ne dersin? Geceleri seninleyken mi güzel olayım, yoksa sen gündüzleri dışarıdayken mi?…..
General düşünür ve:
– Sen bilirsin kararı kendin ver, der.
İşte o an korkunç cadı sonsuza dek güzel bir kadın olarak kalır.
Peki, bu öyküden çıkarılacak 3 ders nedir?
1. Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek isterler.
2 .Özgür iradesiyle hareket eden bir kadın her zaman güzeldir.
3. İster güzel olsun, ister çirkin olsun her kadın aslında bir cadıdır:)
Hayatınız seçtiğiniz kadındır.
Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz,
bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz,
zeki bir kadına rastlarsanız zekanız gelişir.
Hayat kat kattır. Babil”in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür. Ve bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat yanınızdaki kadının terası, manzarası ve hayatıdır…
Hayatınız seçtiğiniz kadındır…
Category: Genel | LEAVE A COMMENT